Kudüs’te Osmanlı Modeli ve Bütün Dinlerin Ortak Başşehri

Bunu Paylaş
                              Prof. Dr. Ahmed Akgündüz
                      Hollanda İslam Üniversitesi Rektörü ve
Osmanlı Araştırmaları Vakfı Başkanı
1- BÜTÜN DİNLERİN BAŞŞEHRİ: KUDÜS
 Müslümanların dilinde Kudüs, günümüz dünyasında Jerusalem, Arapların lisanında El-Beyt’ül-Mukaddes, eski ismiyle İliya ve İbranice’de ise Yirusalem veya Oruşelem denilen şehir, bugün dünyanın gözlerini ve meraklarını kendine çevirmiş bulunmaktadır. 450 yıl kadar Osmanlı Devleti’nin hakimiyeti altında, bütün din mensuplarının huzur içinde yaşadıkları Kudüs Şehrini, Osmanlı kaynaklarının verdikleri bilgiler ışığında kısaca tanıyalım:
 Akdeniz’e 62 km ve Lut Denizine 38 km mesafede bulunan Kudüs, dağlık ve yüksek bir mahalde yerleşmiştir. Osmanlı zamanında 13 m yükseklikte ve 1 m kalınlıktaki surla çevrilidir. İkisi kapalı olmak üzere yedi kapısı ve üç büyük caddesi vardır. Kudüs’ün Osmanlı devrinde dört büyük mahallesi bulunmaktadır. Kuzeydoğusunda İslam Mahallesi bulunmaktadır ki, hükümet konağı, Mescid-i Aksa ve Sahra-i Mukaddese burada yer almaktadır. Kuzeybatısında Hristiyan Mahallesi bulunmaktadır ki, burada Kamame tabir olunan Hristiyanların inancına göre, Hz. İsa’nın merkadini içinde bulundura Büyük Kilise ile Hristiyan Cemaatlere mahsus çok sayıda ma’bedler ve manastırlar bulunmaktadır. Surun dışında ise, Ruslara ve diğer cemaatlere ait hususi binalar ve daireler bulunmaktadır ki, bu da ayrı bir mahalle teşkil etmiştir. Kudüs’ün Güneybatısında Ermeni Mahallesi ve Güneydoğusunda ise Yahudi Mahallesi bulunmaktadır. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında 43.000’e yakın nüfüsü bulunmaktadır ve bunun yarısı müslüman ve Arap, üçte biri Yahudi ve geriye kalanı değişik milletlere mensup Hristiyanlardan ibarettir.
 Kudüs, gerek müslümanlar ve gerekse İseviler ve Museviler için mkaddes bir belde olduğundan dolayı, her dönemde olduğu gibi, Osmanlı devrinde de, dünyanın her tarafından ziyaretçilerin hücumuna maruz kalmış ve sadece ziyaretçilerden alınan şehre giriş bedeli ve bunlardan elde edilen turizm gelirleri ile ekonomik hayatını sürdürmüştür.
 Kudüs’ün kimler tarafından ve ne zaman inşa edildiği tam olarak bilinmemekle birlikte, eskiden beri İsrailoğullarının Salim Şehrinin aynısı olduğu ifade edilmektedir. Ken’aniler buraları zabt edip şehrin üst tarafında yer alan Sahyun Tepesinde Yabus ismiyle bir kasaba teşkil ettikleri bilinmektedir. Hz. Davud MÖ 1049’da saltanatı elde edince, Ken’aniler Yabus’dan ihrac etmişler ve buraya sur yapmışlardır. Hz. Süleyman asıl Beyt-i Mukaddes denilen meşhur mabedi ve kendine has bir Saray’ı inşa ederek Kudüs’ü büyütmüştür. Artık şehre Mukaddes manasında Kadişe denmiştir. Asuriler Filistine hakim olduklarında Beyt-i Mukaddes’i tahrip etmişlerse de, sonradan tamir olunmuştur. Büyük İskender’in İsrailoğullarına önemli imtiyazlar verdiği de bilinmektedir. Miladi 70 yılında Kudüs’ün Romalılar tarafından tamamen tahrip edilmesiyle, Kudüs’teki Yahudi hakimiyeti sona ermiştir. Artık Bizans İmparatorları İliya adı ile şehri ve içindeki mabedleri Hristiyanlık namına imara başlamışlardır.
 Hicri 16. yılda Hz Ömer tarafından feth edilen Kudüs, bütün dinlere hürmet gösterilmekle beraber, tam bir İslam Şehri haline getirilmiştir. Eski Ma’bed’in yerine Mescid-i Aksa’nın yeri ve mihrabı bizzat Hz. Ömer tarafından tesbit ve tayin olunmuştur. Sonra da Emevi Halifesi Abdülmelik bir Mervan tarafından şimdiki büyük mescid inşa olunmuştur. Haçlı orduları Kudüs’ü işgal ettiklerinde Mescid-i Aksa’yı Kiliseye çevirmişler ise de, miladi 1187 yılında Kudüs Selahhaddin-i Eyyubi eliyle yeniden müslümanların hakimiyeti girmiştir. Kudüs’ü çevreleyen Sur’un temeli, Haçlılar tarafından atılmış ise de, tamamlanması ve nizamı Kanuni Sultan Süleyman tarafından yapılmıştır. Osmanlı Devleti zamanında uzun yıllar Şam Eyaletine bağlı Sancak Merkezi olarak idare edilen Kudüs, son zamanlarda Müstakil Kudüs Mutasarrıflığı haline getirilmiştir[1].
2- MÜSLÜMANLAR GAYR-İ MÜSLİMLERE NASIL DAVRANDI?
 Diğer müslüman devletler gibi, Osmanlı Devleti de, her meselede olduğu gibi, müslümanlara ait topraklarda yaşayan gayr-i müslimler hususun­da da “Şer-i Şerif” dedikleri hukukun çizdiği sınırlar çerçevesinde hareket etmişlerdir. Osmanlı Devleti, “şer’-i şerif” dediği İslâm hukukuna göre, müslümanlarla sulh yapan ve İslâm Devleti”­nin hâkimiyetini kabul eden gayr-i müslimlere “zimmî” adı ve­rilir. Renk, dil ve ırk farkı gözetilmeksizin hepsine aynı şekilde ve “şer-i şerif” ne diyorsa öyle muamele yapılır. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul”u kılıç zoruyla fethettiği halde, sırf sulh yo­lunun burada yaşayan gayr-i müslimlere daha yararlı olmasından dolayı, araya giren papaz ve hahamların arzusuyla, İs­tanbul”u sanki sulh yoluyla fethetmiş gibi kolaylıklar göstermiştir. Osmanlı hukukunun mimarı olan Ebussuud Efendi, İstan­bul”daki kilise ve havraların devamını bu ince anlayış ve lütuflu muameleyle açıklamaktadır. Aynı şey Rumeli, Mısır, Filistin ve benzeri ülkeler için de söz konusudur.
 Müslümanlara ait topraklarda yaşayan zimmilerin, onlar­dan farklı olduğu yönleri elbette vardır. Ancak bu farklılık, din ayrılığından doğan bir farklılıktır. Meselâ, müslümanlar bir iba­det çeşidi olan zekâtla mükellef oldukları halde, gayr-i müslimler mükellef değillerdir. Onlar güç ve kazançlarına göre değişen, senede bir defa adam başına “cizye” denilen bir vergi verirler. Fakirler, işsizler, din adamları, yaşlılar ve hastalar bu vergiden muaftırlar. Gayr-i müslimler cihad yani askerlik yapmak mec­buriyetinde değillerdir. Aile hukuku, miras hukuku ve dinleri­nin gereği olan diğer hukukî mevzularda, kendi inandıkları hu­kukî hükümler uygulanır. Gayr-i müslimler, Arabistan”a seya­hat edebilirler, ancak zaruret olmadıkça Mescid-i Haram”a gi­remezler. Kılık kıyafet konusunda gayr-i müslimler, müslüman­ları taklid edemezler. Bütün bunların yanında, gayr-i müs­limlerin de can, mal, namus ve şerefleri müslümanlarınki gibi dokunulmazdır. Muhtaç gayr-i müslimler, sosyal haklar­dan aynen yararlanırlar. Bazı istisnaların dışında, devlet hiz­metini ifa ederler; mezarları ve ölüleri hürmet görür. Bütün hu­kukî davalarda, gayr-i müslim ile müslüman arasında fark yok­tur. Bu dediklerimize, İstanbul”daki kiliseler, havralar, mezar­lar; arşivlerdeki belgeler ve Yorgi”ye karşı Ahmed”i, Dimitri”ye karşı Osman”ı mahkûm eden mahkeme kararları, en büyük de­lillerdir[2].
 Bu son nokta üzerinde ayrıntılı olarak duracak ve şunları müzakere edeceğiz.
 1- Hz. Ömer’in, buna dayanarak verilen Selahaddin-i Eyyubi’nin; bunları esas alarak Kudüs’teki Hristiyanların haklarını düzenleyen Fatih Sultan Mehmed’in, Kudüs’ün Osmanlı Hakimiyeti altına sokan Yavuz Sultan Selim’in ve nihayet bunları takip eden Osmanlı Padişahlarının verdikleri imtiyaz fermanlarının önemli olanlarını zikredeceğiz.
 2- Bu imtiyaz fermanları ışığında Müslümanlara, Hristiyanlara ve Yahudilere ait olan mukaddes mekanları ve statüleri incelenecek.
 3- Günümüz şartları içerisinde Kudüs’e nasıl bir çözüm bulunabilir? Osmanlı Modeli adı altında bazı teklifler sunulacak.
I- HZ. ÖMER’İN KUDÜS’Ü FETH ETTİĞİNDE GAYR-İ MÜSLİMLERE VERDİĞİ İMTİYAZ FERMANI
 Önce şunu belirtelim. Osmanlıların “şer’-i şerif” dediği İslâm hukukuna göre, Müslümanların hâkimiyeti altında bulu­nan topraklarda, tercih edilen görüşe göre, köylerde ve şehir­lerde, yeniden kilise, havra veya Mecusilerin ateş evi yapılma­sına müsaade edilmez. Ancak eskiden var olanların devamına ve yıkılanların yeniden eski haliyle inşasına müsaade edilir.
 Bu görüş doğrultusunda hicretin 15. yılında Hz. Ömer Kudüs”ü sulh yoluyla fethettiğinde, aynı hakları bütün gayr-i müslimle­re tanımıştır. Bunu yazılı bir belgeyle te”yit de eylemiştir[3].
 Müslümanlardan Kudüs’ü sulh yoluyla ilk fetheden Hz. Ömer’dir. Ebu Ubeydet’üb’nül-Cerrah kumandasındaki İslam orduları, ehl-i İliya tabir edilen Kudüs ahalisine ‘Ya müslüman olacaksınız, ya da müslüman ülkenin vatandaşlığını kabul edeceksiniz’ deyince, uzun müzakerelerden sonra, yerli halkın isteği üzerine Hz. Ömer, Hz. Ali’yi de yanına alarak Kudüs’ü teslim almaya gelmiştir. Patrik’den kendisini Sahratullah tabir olunan Mescid-i Davud’a ve Süleyman Mescidi’ne yani Mescid-i Aksa’ya götürmesini arzu etmişse de, Kamame Kilisesi ve Sahyun Kilisesi gösterilmesi üzerine, buraların Hz. Pyegamber’in tavsifine uymadığı belirtilerek eski mabedin yani Mescid-i Aksa’nın yeri ve mihrabı bizzat Hz. Ömer tarafından tayin olunmuştur. Kur’an’ın da işaret ettiği ve müslümanlar katında üçüncü mukaddes cami olan bu mekanda Cuma Namazını kıldıktan sonra, biri bütün Kudüs’lülere ve biri de sadece Hristiyanlara ait olmak üzere iki ferman vermiştir. Bunlardan bizi asıl ilgilendiren Hristiyanların din ve vicdan hürriyetini temin eden fermandır. Biz her ikisini de zikredeceğiz:
 1) Hz. Ömer’in genel olarak Kudüs ahalisine verdiği sulh andlaşması şöyledir:
‘Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
 a) Bu sözleşme, Müminlerin emiri ve Allah’ın kulu Ömer tarafından İliya halkına verilen bir emandır.
 b) Onların canlarına, mallarına, kiliselerine, haçlarına, yerleşik ve göçebe olan bütün fertelerine verilen bir teminattır.
 c) Kiliseleri mesken yapılmayacak ve yıkılmayacak ve kısmen dahi olsa işgal edilmeyecektir. İçindeki kutsal eşyaya dokunulmayacaktır.
 d) Mallarına el sürülmeyecektir.
 e) Kimse dini inançlarından dolayı zorlanmayacak, kendilerine asla zarar gelmeyecek ve yurtlarına Yahudiler iskan olunmayacaktır.
 f) Buna karşılık onlar da cizye vereceklerdir.
 g) Bunlardan kim yurdunu terk etmek isterse, gideceği yere kadar mal ve can emniyeti sağlanacaktır. Yurdunda kalmak isteyenler ise, güvende olacaklardır ve cizye vereceklerdir. İsteyen Rumlar’la gidecek ve isteyen de toprağına dönecektir.
 h) Hasat elde edinceye kadar onlardan bir şey istenmeyecektir.
 i) Bu, Allah’ın Resülünün, halifelerin ve mü’minlerin Kudüs halkına verdiği güvenlik ahdidir. Cizye ödedikleri müddetçe geçerlidir.
ŞAHİTLER:
 Halid bin Velid, Amr bin As, Abdurrahman bin Avf ve Mu’aviye bin Ebi Süfyan’[4]
 2) Hz. Ömer’in Kufi hattı ile kaleme aldığı ve Kudüs’teki gayr-i müslimlerin hak ve hürriyetlerini özellikle zikrettiği ve sonradan Osmanlı Sultanlarına ilham kaynağı olan fermanı ise, aslı Osmanlı Arşivlerindedir. Zamanında Fatih Sultan Mehmed’in huzuruna getirilen bu fermandan bir nüsha Fatih Mehmed zamanında istinsah edilmiştir. Biz bu istinsah edilen Hz. Ömer’e ait fermanın orijinalini de neşredeğiz. Bu fermanın 20 Rebiülevvel 15 H’de kaleme alındığı açıkça belirtilmektedir. Bu fermandaki şahitler farklıdır.
Hz. Ömer bin Hattab’ın Mersumunun Sureti
‘1) Allah’a hamd olsun ki, bizi İslam ile aziz kıldı; iman ile şerflendirdi; peygamberi Muhammed ile bize rahmet eyledi; bizi dalaletten hidayete götürdü; aramızdaki dağınıklıktan sonra bizi bir araya getirdi ve kablerimizi birleştirdi; düşmanlarımıza karşı zafer verdi; bize bu beldeleri nasip etti; bizi birbirini seven kardeşler haline getirdi. Ey Allah’ın kulları! Bu nimetlere karşı Allah’a hamd ediniz.
 2) Bu Ömer bin Hattab’ın Kudüs-i Şerif’deki Tur-i Zeytun’da millet-i İseviyenin şerefli patriği Safranbos’a verdiği ve bütün re’aya ile papaz ve patrikleri içine alacak şekilde tanzim olunan yazılı ahidnamesidir.
 3) Bütün papazlar nerede ve hangi şartlarda olurlarsa oldunlar, biz müslümanlardan emana sahiptirler. Bütün gayr-i müslimler, zimmet akdinin hükümlerine riayet ettikleri müddetçe, emanları geçerlidir. Biz müminler ve bizden sonra gelecek olanlar, onları korumakla mükellefiz. İtaat ve bağlılıkları devam ettikçe de bu devam edecektir.
 4) Verilen bu kroma ve eman sözü kendileri için geçerli olduğu kadar, kiliseleri, manastırları dışarıda ve içeride bulunan bütü ziyaret mahalli olan mukaddes mekanları için geçerlidir.
 5) Bu mukaddes mekanlar şunlardır: Kamame Kilisesi; Hz. İsa’nın doğum yeri olan Beytüllahm’deki Büyük Kilise; Kıbleye, kuzeye ve batıya açılan üç kapılı mağara.
 6) Kudüs’te bulunan Hristiyanların dışındaki Hristiyan cemaatleri, yani Habeş Hristiyanları, Avrupa’dan ziyaret için gelenler, Kıbtiler, Süryaniler, Ermeniler, Yakubiler, Maruniler ve benzeri taifeler, tamamen adı geçen Patrik’e tabidirler; Patrik bunlara takdim olunur.
 7) Zira bu sayılan patrik ve papazlara, Hz. Peygamber mübarek mührü ile eman vermiş ve korunmalarını istemiştir. Biz müminler de, onlara iyi davranan Peygamber hürmetine onlara iyi davranacağız.
 8) Bu patrik ve papazlar, cizye ve benzeri mükellefiyetlerden, denizde ve karada muaf olacaklar; bunların Kamame Kilisesine ve diğer mukaddes mekanlara girişlerinden dolayı kendilerinden bir şey alınmayacak. Ancak Hristiyanların elindeki Kamame Kilisesine gelen ziyaretçiler, Patrik olana 1 1/3 dirhem vereceklerdir.
 9) Bütün müminler, erkek olsun kadın olsun, sultan, hakim veya vali olsun, zengin olsun fakir olsun, mutlaka bu emirlerimizi koruyacaklardır.
 10) Hristiyan reislerine bu mersum (ferman) sahabe-i kiramdan Abdullah, Osman bin Affan, Sa’d bin Zeyd, Abdurrahman bin Avf ve diğer sahabe kardeşlerimizin huzurunda verilmiştir.
 11) Bu yazılı fermanda açıkladığımız emirler korunsun, riayet edilsin ve ellerinde kalsın.
 20 Rebiül-Evvel 15 H.
 12) Müminlerden kim bu fermanımızı okur da şimdi veya kıyamete kadar, ona muhalefet ederse, Allah’ın ahdini bozmuş ve Habibine isyan etmiş olur.’
Fermanın metninden de anlaşılacağı üzere, fermanın hükümleri, yine Hz. Peygamber’in hadislerine dayanmaktadır[5].
          Hz. Ömer bin Hattab’ın Mersumunun Sureti
(Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Kilise Defterleri, Kamame Defteri, No: 8)
 II- SELAHADDİN-İ EYYUBİ’NİN VERDİĞİ FERMAN
 Bilindiği gibi, Haçlı Seferlerinin birinci hedefi, Kudüs’ü müslümanlardan almak idi. Nitekim buna muvaffak oldular ve Fransa başta olmak üzere müttefik Haçlı kuvvetleri Kudüs dahil bütün Filistin arazisini zabt ettiler. Buna karşı direnen Eyyubi Devleti’nin kurucuları Nureddin Eş-Şehid ve Selahaddin-i Eyyubi, Haçlı ordularını bertaraf ettikleri gibi, 20 Eylül 1187 tarihinde, Kudüs’ü yeniden feth ettiler. İşte Selahaddin-i Eyyubi, önceleri Kamame Kilisesini tahrip etmek istemiş; ancak ikaz üzerine, burada Hristiyanlarla yaptığı sulh andlaşmasında, yine Hz. Ömer’in biraz önce zikrettiğimiz Haklar Beyannamesini esas almış ve şu şekilde anlaşmıştır:
 1) Kamame Kilisesi Hz. Ömer’in fermanı gereği Hristiyanların elinde kalacak.
2) Üzerindeki Patrik Dairesi Mescid haline getirilecek (Mescid-i Selahaddin).
3) Kamame Kilisesindeki Hristiyan ayinleri müslümanlara haber verilerek açılacak. Diğer günlerde kapıları kapalı tutulacak ve müslüman bevvab görev yapacak.’ [6]
Selahaddin-i Eyyubi’nin Ahidnamesi (Kudüs Ermeni Patrikliği Arşivi)
  III- FATİH SULTAN MEHMED’İN KUDÜS İLE İLGİLİ FERMANI
 1453 yılında İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı Devleti’nin günümüz Amerika Birleşik Devletleri gibi, dünyanın tek süper gücü haline getirmiştir. Nasıl İstanbul’dan bulunan gayr-i müslimlere onların hak ve hürriyetlerini garanti altına alan bir ferman vermiş ise, aynan öyle de kendisine, ellerinde Hz. Peygamber’in mübarek eliyle imzalı hatt-ı hümayunları ve Hz. Ömer’in Kufi Hattıyla yazılı yukarıda zikrettiğimiz fermanıyla gelince, Kudüs’teki Hristiyanlara da bir hak ve hürriyetler fermanı vermiştir. Bunu ilk defa neşrediyoruz.
 Orijinali, Kudüs Rum Patrikhanesinde ve bir sureti de Osmanlı Arşivinde bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmed’e gelerek bu fermanı alan Rum Patriği Atnasiyos’tur.
Fatih’in Kudüs’teki Mukaddes Mekanlarla Alakalı Fermanı
1) Mucebince amel oluna; her kim hatt-ı hümayun-ı sa’adet-makrunu fesh ederse, Allah’ın la’netine uğrasun.
 2) Allah’ın izni ve Hz. Peygamber’in manevi yardımı ile İstanbul’u feth edince, dünyanın değişik bölgelerinden şahlar ve krallar, fethi tebrik için elçiler gönderdiler. Bu arada Kudüs’te bulunan Rum Patriği Atnasiyos da, kendi rızasıyla kapıma gelip, daha önce Hz. Peygamber’in mübarek eliyle imzalı emrini ; Hz. Ömer’in Kûfî hattıyla yazılmış fermanını ve eski padişahların verdikleri fermanalrı ibraz ederek, Kudüs-i Şerif’de bulunan içeride ve dışarıdaki Kamame Kilisesi başta olmak üzere bütün namazgahların ve ziyaretgahların aynen kendi tasarruflarında kalmasını rica eyledi.
 3) Ben de buyurdum ki, eskiden ihsan olunduğu üzre, içeride yer alan Kamame Kilisesi ile bütün namazgahları ve ziyaretgahları; Gürci Manastırı olan Mar Ya’kub; Kudüs dışında yer alan manastırlar ve kiliseler; Hz. İsa’nın doğduğu yer olan Beytüllahm’deki Büyük Kilise; mağara ve Kilisede yer alan üç kapı tasarruflarında ola.
 4) Hristiyanların Kudüs’teki bütün patrik, papaz ve yamakları, bac, harac ve diğer örfî ve ve şer’î vergilerden mu’âf olalar.
 5) Bütün bu haklar ve hürriyetler, Hz. Peygamber, Hz. Ömer ve eski padişahlar tarafında ihsan olunduğu gibi, benim fermanım ile de verilmiştir. Tasarrufumda ve hükmüm altında bulunan bütün valiler ve adamlarım buna riayet edeler. Kimseyi rahatsız eylemeyeler.
 6) Eğer bundan sonra halifelerden, vezirlerden, âlimlerde veya Ümmet-i Muhhamed’in diğer fertlerinden kim ki, Hz. Peygamber’in mübarek eliyle imzalı olan emrine, Hz. Ömer’in Kûfî hattı ile olan fermanına, diğer padişahların fermanlarına ve benim fermanıma, para veya hatır gönül diyerek muhalefet ederse, Allah’ın ve Paygamberinin hışmına uğrasın.
 7) Şöyle bileler, alâmet-i şerife i`timâd ve inkıyâd kılalar. 15 Şevval 862/1458 İstanbul” [7].
 Fatih Sultân Mehmed, Kudüs’teki önemli mukaddes mekanları da teker teker saymaktadır. Bir de aslını verelim.
“Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin Hatt-ı Hümayunları ile Sadaka ve İhsan Buyurdukları Emr-i Alişandır
 1) Mucebince amel oluna; her kim hatt-ı hümayun-ı sa’adet-makrunu fesh ederse, Allah’ın la’netine uğrasun.
 2) Sebeb-i tahrir-i tevkî`-i refî`-i hümâyûn, vâcib’üt-tastîr-i yarliğ-i belîğ-i hümâyûn –Nassarahullahu Te`âlâ ilâ-i yub`asûn- oldur ki;
 3) Bi iznillahi Te’âlâ Hazret-i Resûl hurmetiyle Makam-ı Kostantınıyye feth u fütûh oldukda etrâf ve eknâfdan şahlar ve krallar Âsitâne-i Sa`âdetime elçiler gelüb feth u fütûhı arz edüb bu kerre Kudüs-i Şerif’de olan Rumların Patriği Atnasiyos (?) nam râhib rızalarıyla gelüb Âsitâne-i Sa`âdetime yüz sürüb ve Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Sallalahu aleyhi ve sellem) mübarek eliyle ve pençesiyle imzalu olan hatt-ı hümâyûnları ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) verdüği Hatt-ı Kufi ile ve selâtîn-i mâziyeden hatt-ı hümâyûnları ibraz edüb ve ricâ eyledi. Ol minval üzere Kudüs-i Şerif içerüsün ve taşrasunda namazların ve ziyaretlerin kel-evvel Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Sallalahu aleyhi ve sellem) ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) ve selâtîn-i mâziyeden sadaka ve ihsan olunan hatt-ı hümâyûnları mûcebince zabt ve tasarruf eyleyeler.
 4) İmdi kadimden ferman ve sadaka olunub bi aynihi içerüde olan Kamame ile cemî` namazgahları ve ziyaretleriyle ve Gürci Manastırı olan Mar Yakub ve Kudüs-i Şerif taşrasında olan manastırlar ve kiliseler ve Hazret-i İsa (Aleyhisselam) Hazretlerinin doğduğı Beytüllahm Kilisey-i Kübrâ ve Mağara ve Kilisede olan üç kapu miftahlarıyla şimal ve kıble ve garbî tarafından içinde olan cemî`-i millet-i Nasrâniyye Kudüs-i Şerif Patrikleri, yamakları bu vefk üzere eşyaları bâc ve harâcdan ve kakırlardan ve sâir tekâlif-i örfiyyeden kadîmden sadaka ve ihsan ve ferman olunan bi aynihî küllîsinden mu`âf ve müsellem olmak içün rice eyledükleri ecilden; imdi kadîmden Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Sallalahu aleyhi ve sellem) ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) ve selâtîn-i mâziyeden sadaka ve ihsan ve ferman olunan hatt-ı hümâyûnları mûcebince, cenâb-ı celâletim dahi sadaka ve ihsân ve fermân-ı âlî-şânım olmuşdur.
 5) Tasarrufumda ve hükmümde olan memleketler eğer deryadan ve karadan hâkim`ül-vakt olanlar Kudüs-i Şerif Patriği ve ruhbanları mezbûrlara himâyet ve sıyânet ve âhardan kimesne rencide eylemeyeler.
 6) Ve eğer Hazret-i Resûl-i Ekrem Hazretlerinin (Sallalahu aleyhi ve sellem) sadaka ve ihsan olunan mübarek pençesiyle imzalu olan hattı ve Hazret-i Ömer bin Hattab Hazretlerinin (Radiyallahu Te`âlâ anh) verdüği Kufi ile hattı ve selâtîn-i mâziyeden sadaka ve ihsan olunan hatt-ı hümâyûnları ve el-ân sadaka ve ihsan olun hatt-ı hümâyûn-ı sa`âdet-makrûnı ve fermân-ı âlî-şânı alub bundan sonra gelen halifeler ve vüzerây-ı izâmdan ve ulemâdan ve ehl-i örfden ve kapu kullardan ve sâir Ümmet-i Muhammed’den akçe içün veyahud hâtır içün feshine murâd ederler ise, Allah’ın ve Hazret-i Resûlün hışmına uğrasun.
 7) Şöyle bileler, alâmet-i şerife i`timâd ve inkıyâd kılalar. Tahrîren fî evâsıt-ı Şehr-i Şevvâl’il-Mükerrem li seneti isneyn ve sittîn ve semâne-mi`ete. Sene 862
 Bi Makam-ı Kostantınıyye” [8].
 Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin Hatt-ı Hümayunları ile Sadaka ve İhsan Buyurdukları Emr-i Alişandır (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Kilise Defteri, No: 8)
IV- YAVUZ”UN KUDÜS”TEKİLERE TANIDIĞI HAKLAR
 Önemle tekrar ifade edelim ki, Kudüs, Hıristiyanlığın kaynağı ve merkezi sayılması nedeniyle çeşitli yıllarda, çeşitli Hıristiyan mezheplerine ait patrikhane ve piskoposlukları içinde bulunduruyordu. Ayrıca, Kudüs ve çevresinde Hazret-i İsa”ya atfedilen bazı kutsal yerlerle, Meryem Ana ve diğer Hıristiyan azizlerine ait yerler ve binalar vardı. Bölge, İslam egemenliği altına girdikten sonra Hıristiyan topluluklarla bu kutsal yer ve binalar varlıklarını sürdürdüler. Kutsal yerlerin bakımı, korunması ve kullanılması değişik Hıristiyan mezheplere mensup topluluklara verildi. Kudüs, Osmanlı yönetimi altına girdikten sonra padişahlar, patrikhanenin ve Hristiyan toplumunun hak ve imtiyazlarını belirten çeşitli fermanlar verdiler [9].
 Aynı muameleyi 923/1517 yılında Kudüs”ü fetheden Yavuz da tek­rarlamış ve oradaki gayr-i müslimlerin hakları zâyi olmasın di­ye bunu yazılı ferman haline getirmiştir. Bu ferman, hem gayr-i müslimlerin haklarını belirterek tecavüzden koruması ve hem de haklarını kendilerine teker teker bildirerek, hadle­rini tecavüzden onları alıkoyması açısından çok önemlidir. O zamanki Kudüs-ü Şerif Kadısı olan Muhammed tarafından kaleme alınan bu ferman, Kudüs Ermeni patrikhanesi Hazine-i Evrak”ından, yine bir Ermeni olan Serkiz Karakoç tarafından aslı esas alınarak istinsah edilmiştir[10]. Ayrıca Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan Kilise Defterinde de bulunmaktadır.
 Osmanlı padişahının Kudüs”ü ziyaret tarihinin kesin denilecek kadar açıktır Yavuz, Şam”dan ayrıldıktan sonra 27 Ara1ık l516”da Calculiye konağına gelmiş ve burada Han Yunus zaferinin haberini almıştır. Ertesi gün Remle”ye gelindi ve 28 / 30 Ara1ık tarihleri arasında burada oturuldu. Ordu, Remle”de kaldı ve 31 Aralık”da padişah, bir kısım devlet adamı ve askerle Kudüs”e hareket etti. Kudüs ziyareti sırasında Yavuz”un yanında Yunus Paşa, Hüsam Paşa, Hafız Mehmet, Hasan Can, Molla İdris (İdris-i Bitlisi), Beylerbeyiler, Divan katipleri, Nişancı, Silahdar Ağalar ve katipleri, kazaskerler , Sağ ve Sol Ulufeciler , Sağ ve Sol Garipler , 1000 tüfekçi Yeniçeri ve 500 Sipahi vardı [11].
 Fermana göre ise, konuyu şöyle özetlemek mümkündür: Yavuz Sultan Selim 25 Safer 923/1517 yılında Kudüs”te­ki Beytül-Makdis”e gelir. Ermeni Patriği Serkiz, diğer papazlar­la birlikte Sultan”a gelerek kendilerine in”amda bulunmasını ar­zu ederler. Eskiden beri tasarruflarında bulunan kilise ve ma”bedleri yine kendilerinin tasarruf etmesi, Hz. Ömer ve Selâ­haddin Eyyubi”nin kendilerine verdiği ahidnâmeyi Yavuz”un da yenilemesini arzu etmişlerdir. Bunun üzerine; “eskiden beri tasarruf yetkisine sahip Ermeni râhiplerin, Kamame, Hz. İsa”nın doğduğu Beytüllahım mağarası, kuzeydeki kapının anahtarı, içerde kamame kapısındaki iki şamdan ve kandilleri, Büyük Kiliseleri, Mar Yakub, Deyr”üz-Zeytun, Habs”ül-Mesih kiliseleri, bunlara ait vakıflar, bağlar, bahçeler, aynı dine mensup Habeş, Kıptî ve Süryâni milletleri, bunların terekeleri ve benzeri hususlarda yine tasarrufa yetkili olduklarına karar verilmiştir. Bun­lara kimse müdâhale edemeyecektir. Evlâdlarım, vezirler, sâ­lihler, kadılar, beylerbeyleri, sancakbeyleri, voyvodalar, suba­şılar vesaireler bununla amel etsinler”diye emir vermiştir.
 Yavuz Sultân Selim, Kudüs sahrasında iken, hem Ermeni taifesine ve hem de Rum Patriği Atalye’ye aynı muhtevada fermanlar vermiştir. Biz metne esas olarak Ermeni Patriğine verileni alacak ancak Osmanlı’ca metin olarak Osmanlı Arşivindeki Rumlara verileni makalemize alacağız.
Şimdi de belgenin aslını verelim:
 “1. Emr-i Şerifim mûcebince her kim bir gayrı şekle giderse ve bozarsa, Allah Te`âlânın kılıncına uğrasun.
 2. Nişan-ı Şerif-i Alişân-ı Sâmî-i Sultâni Ve Tuğrây-i Garrây­ı Cihan Sitân-i Hâkân-î bil- Avn”ir-Rabbânî ve”l-men”ni”s-Sübhânî hükmü oldur ki [12];
 3. avnillâhi Teâlâ ve Resûlihi, Kudüs-i Şerif”e gelüb mâh-i Safer-ül Hayr”ın 25. gününde feth-i bab olunub Ermeni tâifesine patrik olan Serkiz nâm râhib cümle ruhbân ile maa reâyâ ve berâyâ gelüb atâ ve in”âmımdan ricâ ve temen­nâ kılmışlardır. Kadimen meşrûtaları olub uhdelerinde olan ke­nise ve manastır ve sâir ziyâretleri ve içerüde ve taşrada vâki kenise ve ma”bedhâneleri kadimden zabt ve tasarruf edegel­dikleri minval üzre Ermeni tâifesine patrik olanlar zabt ve tasarruf eyleyeler.
 4. Hazret-i Omer (R.A.} Hazretlerinin olan Ahidnâme-i Hümayun ve merhûm melik Selâhaddin zama­nından beri verilen evâmir-i şerifeler mûcebince zabt ve tasar­ruflarında olan Kamame ve Beytüllahım mağara ve şimal ta­rafındaki kapu ve kenise-i kübrâları, Mar-Ya”kub ve Deyr”üz ­Zeytun ve Habs”ül-Mesih ve Nablüs ve keniselerine tâbi” hem­milletleri olan Habeş ve Kıbtî ve Süryanî milletleri, Mar Ya”kub keniselerinde mütemekkin olan Ermeni patrikleri tarafından zabt ve tasarruf olunup âher milelden min ba”d bir ferd müdâhele etdirilmemek babında bu Nişân-ı Hümâyûn-ı saâdet-makrûnımı verdim.
 5. buyurdum ki; mûcebince amel olunup, zikrolunan Kenise-i Kübraları, Mar Yakub”da mütemekkin olan Ermeni Patrikleri içerüde ve taşrada vâki olan keniseleri ve manastırlar ve sâir ziyâretgâhları ve kendülerine tabi milletleri ve yamakları olan Habeş ve Kıbtî ve Süryâni milletleri âyinleri üzre zabt ve tasar­ruf eyleyüp vâki olan umurlarına ve azl ve nasb ve sâir vakıfla­rına müteallik hususlarına ve mürd olan metropolid ve pisko­pos ve ruhban ve papaz ve yamaklarının ve sâir Ermeni tâiesi patriklerinin zabt ve tasarruflarında olan kenise ve manastır ve ma”bed ve sâir ziyaretlerinin ve kendülere tâbi hem milletlerine ve yamaklarına âher milelden min ba”d bir ferd müdâhele eylemeyüb ve Kamame ortasında vâki olan türbesi ve Kudüs-i Şerif taşrasında Meryem Ana Makberesi ve Hazret-i İsa (A.S.) doğduğu Beytüllahm mağara ve şimal tarafında olan kapunun miftahı ve içerüde Kamame kapısında iki şamdan ve kandilleri ve türbe kapısında ve içerisinde olan kandilleri ve yaktıkları şem ve buhurları ve kamame içinde âyinleri üzre nâr-ı şem’ zuhu­runda kendülere tâbi olan hem milletleriyle türbe dâhiline gi­rüb ve havalisinde devr etmeleri ve kapu içerüsinün zir ü bâ­lâsı ve iki penceresi ve içerüde olan ma”bed ve ziyâretleri ve su kuyusu ve Kamame havlusunda vâki Mar Yuhanna Keni­sesi ve taşrasında Mar-Yakub kurbünde vâki Habs”ül Mesih ve sâir manastırları ve makberelikleri ve medfenleri ve Beytülla­hın mağara kurbünde olan odaları ve misâfirhâneleri ve bağ ve bağçe ve zeytünlükleri ve bilcümle zikrolunan kenise ve ma­nastır ve ma”bed ve ziyâretgâhları ve kendülerine tâbi hem mil­letleri ve sâir emlâk ve tevâbi-i kadimeleri tayin olunduğu üzre Ermeni tâifesi ve patrikleri zabt ve tasarruf eyleyüb ve kenise­lerine ziyârete gelen Ermeni taifesi zemzem tabir olunur su üze­rine ve panayırlarına ve sâir ma”bed ve ziyaretlerine vardıkla­rında ehl-i örf tâifesinden ve âherden min ba”d bir ferd dahl ve taarruz eylemeyüp ba”del-yevm vech-i meşrûh üzre verilen Nişân-ı Hümâyûn-ı saadet-makrûnum mûcebince amel olunub âher milletten bir ferdi müdâhele ettirmeyüb ol-babda evlâd-ı emcâdımdan veyahud vüzerây-i izâmımdan ve sulehây-ı kirâ­mımdan ve kadılardan ve beğlerbeği ve sancak beği ve mîr-i mîrân ve voyvodaları ve beytülmal ve kassâm adamları ve su­başıları ve zuamâ ve erbâb-ı tımar ve mutasarrıfın-i emvâl ve sâir kapum kullarımdan ve gayriden muhassalâ vazî’ ve refî’ ve kebirden hiçbir ferd-i efrâd-ı âferideden kâne men kân vechen min”el-vücûh ve sebeben mine”l-esbâb dahl ve taarruz kılmayub tebdil ve tağyir eylemeyeler. Her kim dahl ve taarruz ve tebdîl ve tağyir eder ise, indellâhil-Melik-il-Mu’în zümre-i müc­rimîn ve a”dâd-ı âsiminden ma”dûd olalar.
 6. Şöyle bileler, hükm-i kişver-ktişâ ve tuğrây-ı garrây-ı âlem-ârâ ile mücellâ ve müzey­yen görenler mazmûn-ı meymûnın muhakkak ve fahvây-i hü­mâyunun musaddak bilüb alâmet-i şerife itimad kılalar.
 Kütibe fi sene selâsin ve işrîne ve tis”amie Sahray-ı Kudüs-i Şerif” [13].
 Yavuz Sultân Selim’in Kudüs’teki Rum Patriğine Verdiği Hak ve Hürriyetler Fermanının Sureti (Osmanlı Arşivi, Kilise Defteri, No: 8; Ermenilere verilen sureti için bkz. Osmanlı Arşivi, Kamil Kepeci Tasnifi, Evâmir-i Maliye Kalemine Tabi Piskopos Mukataası Kalemi, No: 2539, sh. 2).
V- DİĞER PADİŞAHLARIN VERDİKLERİ FERMANLAR
 Hz. Ömer ile başlayan ve Selahaddin-i Eyyubi ile devam eden Kudüs’teki mukaddes mekânların teker teker fermanlarla sayılması ve burada yaşayan gayr-i müslimlerin sahip oldukları hakl ve hürriyetlerin tesbit edilmesi adeti, Kudüs Osmanlı Devleti’nin elinden çıkıncaya kadar devam etmiştir. Ancak biz Fatih ve Yavuz’un fermanlarıyla yetinecek ve diğerlerine sadece atıflarda bulunacağız. Çünkü makalemizi fazla uzatmak istemiyoruz.
 Ancak şunu belirtelim ki, Fransa’nın ve Rusya’nın geçici bir süre için sözkonusu olan müdaheleleri bir tarafa bırakılırsa, Kudüs, Osmanlı hâkimiyeti altında tam bir barış ve huzur dönemini yaşamıştır. Osmanlı Devleti, Fransa gibi Hristiyanları koruma bahanesiyle Kudüs’e müdahele etmek isteyenlere, buradaki mukaddes mekânlarla alakalı tam bir rehberlik yapmıştır. O zaman, tıpkı Osmanlı Devleti’nin yaptığı gibi, Kudüs kimin hakimiyetinde olursa olsun, buranın üç dinin mukaddes başşehri olduğu nazara alınırsa ve de burada bulunan her dine ait mukaddes mekân ve ma’bedlere saygı ve ihtimam gösterilirse, aynen Osmanlı Dönemi gibi, sulh ve barış yeniden inşa edilecektir. Bu konunun öneminden dolayı, her dine ait mukaddes mekân ve ma’bedleri, fermanlardaki bilgileri esas alarak ortaya koymak istiyoruz.
3- KUDÜS’TEKİ MUKADDES MEKÂNLARIN TESBİTİ
Kudüs, 15. Hicrî asırdan yani 1400 küsur yıldan beri müslümanların hakimiyeti altındadır. Bunun tek istisnası, Haçlı Seferleri sırasındaki kısa dönem ile Osmanlı’nın yıkıldığı günlerdeki geçici hallerdir. Şu anda da üçüncü istisnaî dönemi yaşıyoruz ki, o da İsrail’in Kudüs’ü işgalidir. Acaba özellikle 450 yıllık Osmanlı Hakimiyeti döneminde, hangi kriterlere göre mukaddes mekânlar paylaşılmıştır ki, ciddi bir anarşi ve huzursuzluk çıkmamıştır. Bu soruyu doğru cevaplandırmak için, Kudüs’teki mukaddes mekan ve ma’bedleri kısaca anlatmak gerekmektedir.
I- HIRİSTİYANLARA AİT MUKADDES MEKÂNLAR
 Osmanlı Devleti padişahlarının ve Hz. Ömer’in fermanlarında asıl sözkonusu olan mukaddes mekânlar, Hristiyanlara ait mabedler ve mukaddes yerlerdir. Zira MS 70 yılından itibaren, Yahudilerin buradaki hakimiyeti sona ermiş ve VII. Miladi asrın sonlarına doğru da bu hakimiyet müslümanların eline geçmiştir. 1850’li yıllarda Fransa’nın talebi üzerine, Osmanlı Devleti bir tarih komisyonu kurarak, Kudüs ve çevresindeki Hristiyanlara ait mukaddes mekânları şöylece tesbit eylemişlerdir:
 1) Kamame Kilisesi; Milâdî 326 sıralarında Bizans İmparatoru Konstantin tarafından Hz. İsa’nın kabri olduğu iddia edilen yer üzerine binâ eylediği Kıyâme Kilisesinin bir diğer adıdır. Hristiyan ve Yahudilerin hac mahalli olan bu mekâna Bâb’ül-Kamâme de denir. Kamame, müslüman tarihçilerin kullandığı bir ifâdedir. Haçlı seferleri sırasında (1130-1149) yeniden tamir edilmiştir. Buraya dünyanın her tarafından Hristiyan yani Fransızı, İngiliz’i, Rum’u, Gürcüsü ve Habeşi rahatlıkla gelebilmiştir. Kamame Kilisesi, bütün Hristiyan cemaatlerinin mukaddes kabul ettiği bir ma’beddir.
İşte konuyla ilgili bazı kanun hükümleri şunlardır:
“VE KANUN-I KAMÂME DER KUDÜS-İ ŞERİF
 25. Ziyârete gelen Efrencden yedişer sikke filori alınur. Ve Bab’ül-Kamâme’de resm-i kal‘a deyü ellişer akçe ve Kamâme kapusında resm deyü kırk beşer akçe alınur. Zikr olan rüsûm diyâr-ı Efrencden ziyârete gelen kefereden alınur.
 26. Ve Rum’dan gelenden üçer Kayıtbay altunı alınur. Ve Şark’dan gelenden dahi kezâlik alınur.
 27. Ve diyâr-ı Haleb’den ve Şam’dan gelenden ikişer Kayıtbay altunı alınur. Ve Mısır’dan gelenden birer Kayıtbay altunı alınur.
 28. Ve Salt ve ‘Aclûn ve Gazze ve Remle câniblerinden gelen kefereden yirmibeşer akçe alınur. Ve Kudüs-i Şerif ve Halil’ür-Rahman -aleyhissalâtü ves-selâm- câniblerinden gelen kefereden dörder akçe alınur.
 29. Ve ‘Îd-i nasârâda ziyârete gelen kefereden üç yerde birer akçe alınur. Ve Şam’dan gelen firenk tâcirlerinden ikişer buçuk altun alınur ve zikr olan resimler yine mukarrer alınur. Ve Gürci’den ve Habeş’den gelen kefereden nesne alınmaz. Ve her hafta firenk tâifesinden ziyârete gelenlerden birer akçe alınur.”
2) Kamame Kilisesinin Büyük Kubbesiyle Hz. İsa’nın Kabri dedikleri Yerin Üzerinde Bulunan Küçük Kubbe: Tıpkı Kamame Kilisesi gibi bütün Hristiyan mezheplerinin itibar ettikleri müşterek olan mekânlardır.
 3) Sitt-i Meryem Denilen Yedi Parça Kemer: Bunlar da bütün Hristiyan mezheplerine ait müşterek bir mekândır.
 4) Celcele Altında Bulunan Dört Parça Kemer; Bunların yarısı Rumların ve yarısı Latinlerindir.
 5) Hacer-i Muğtesel Çevresinde Bulunan Saha; Bu alan da müşterektir.
 6) Hazret-i Meryem Türbesi ve Yanındaki Bahçe: Bu da tıpkı Kamame Kilisesi gibi bütün Hristiyan cemaatleri arasında müşterek bir mekândır.
 7) Beytüllahm Köyünde Bulunan Büyük Kilise: Bu Büyük Kilise’nin içinde Mağarat’ül-Mehd tabir olunan Hz. İsa’nın doğduğu mağara bulunmaktadır. Ayrıca bu mağaranın kıble, kuzey ve güney kapılarının anahtarları da, bütün Hristiyan cemaatleri tarafından mukaddes kabul edilmektedir. Burası Rumlar, Latinler ve Ermeniler arasında ciddi ihtilaflara sebep olmuştur. Beşik Mağarası diyebileceğimiz mağaranın ziyareti bütün gruplar arasında müşterektir. Kapının anahtarları, bazan Latinlere ve bazan da Rumlara verilmiştir.
 8) Efrenc Deyrine Bitişik İki Parça Bahçe; Bunlar da Beytüllahm’de bulunan bahçelerdir.
 9) Tâhûn’ül-Atîk İsimli Sahada Bulunan Mahzenler:
 10) Hazret-i İsa’nın Kabri Olduğu Söylenen Mekân:
 11) Mağarat’ür-Ru`ât ve Bunu Çevreleyen Arazi:
 12) Hacer-i Muğtesel: Bütün Hristiyanların mukaddes kabul ettikleri mekândır. Kamame Kapısının
 13) Mağarat’ül-Mehd: Hz. İsa’nın doğduğu mağaradır. Bu mağaranın üzerinde bulunan kiliseye Büyük Kilise denmektedir.
 14) Kamame Avlusundaki Mar Yuhanna Kilisesi; Dışarıda bulunan Mar Yakup Kilisesi; Buna yakın olan Habs’ül-Mesih Manastırı; Deyr-i Zeytun; Gürcü Manastırı ve benzeri mukaddes ma’bedler bulunmaktadır.
 Bunlar sadece sayabildiğimiz önemli mekânlardır. Bunlardan başka yerler de vardır.
 II- MÜSLÜMANLARA AİT MUKADDES MEKÂNLAR
 Aslında bu başlık doğru değildir. Zira istisnaların dışında, Hristiyan ve Yahudiler için mukaddes kabul edilen mekanların çoğu, müslümanlar için de mukaddestir. Ayrıca müslümanların sadece kendilerinin mukaddes kabul ettiği mekânlar vardır. 1400 yıldır Kudüs’e müslümanlar hakim olduğundan; eski dinlere ait mukaddes mekânların çoğu onlarca da mukaddes kabul edildiğinden; Kudüs’ün müslümanların ilk kıblesi olmasından ve benzeri sebeplerden dolayı, Kudüs’te bulunan müslümanlara ait mukaddes mekânları saymak makalemize sığmaz. Aqncak çok önemli olanları yine de zikredeceğiz:
 1) Mescid-i Aksâ; Kur’an-ı Kerimde zikredilen ve Hz. Süleyman’ın eski ma’bedinin yerine inşâ olunan camidir. Zaten Kudüs’te İslam Mahallesinde yer almaktadır. Hz. Peygamber’in de uç cam için seyahat edilir derken saydığı üçüncü mesciddir.
 2) Beytül-Harem: Kubbe-i Sahra ile Mescid-i Aksa arasında kalan bölge ve binalardır.
 3) Kubbet’üs-Sahra: Beytül-Haram civarında Sahratullah veya Hacer-i Sahra denilen bir taş üzerine yapılan kubbedir ki, sonradan cami haline gelmiştir. Altında bir mağara bulunmaktadır. İçinde Hz. Cebrail ve Hz. Peygamber’in ayak izleri, Hz. Peygamber ve Hz. Ömer’in bayrakları, Hazret-i Hamza’nın kalkanı ve Hz. Peygamberin çaktığı altın çiviler gibi mukaddes emanetler bulunmaktaydı. Genellikle ve yanlış olarak Ömer Camii diye bilinir. Hacer-i Sahra’nın etrafında dönülür.
 4) Dahme-i Müteberrike: Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Yusuf ve hatta 200’e yakın peygamberin mezarlarının olduğu söylenen bir mekândır.
 5) Rummân-ı Davud Peygamber: Davud ve İlyas peygamberlerin ibadet ettikleri söylenen mekândır. Kubbe-i Sahra’dan girilince görülür.
 6) Kısaca Yusuf Kuyusu, Davud Peygamber Mezarı ve benzeri peygamberlere ait olan her mukaddes şey, müslümanlar için de mukaddes sayılmaktadır ve buna 1400 sene içinde inşa edilen camiler, mescidler, medreseler ve zaviyeler de ilave olunmalıdır.
III- YAHUDİLERE AİT MUKADDES MEKÂNLAR
 Yahudiler, Miladi 70 yılından itibaren Kudüs’te hakimiyetlerini kaybettiklerinden, Ağlama Duvarı ve İsrailoğullarına ait olan mukaddes mekanların kendilerine ait ve münhasır olduğunu iddia etmeleri dışında tarihçe sabit belli mekânları mevzubahs edilmemiştir.
4- KUDÜS’TE ÇÖZÜM: OSMANLI MODELİ VE GEÇİCİ OLARAK BM’YE DEVİRDİR
 Son çatışmalardan ve sonuçsuz bir şekilde yıllardır yürütülen diplomatik gayretlerden anlaşılmaktadır ki, bu haliyle Kudüs problemine çözüm bulmak mümkün değildir. Tarihten ibret alınırsa, Kudüs için çözüm yolları vardır. Bizim teklifimiz, tarihte 450 yıl barış içinde yaşanmış olan Osmanlı Modelinden hareket ederek, yeni ilavelerle o barış günlerini iade etmektir. Bunun için;
 1) Kudüs’ü tamamen Yahudilerin hakimiyetine devretmek mümkün değildir. Dünya devletleri bunu düşünüyorsa, kıyameti hazırlıyor demektir. Zira dünyada tek bir Müslüman kalıncaya kadar, Kudüs problemi devam edecektir. Kudüs meselesi, Müslümanlar için bir iman meselesidir.
 2) Kudüs, Miladi 70 yılından beri, önemli bir Hıristiyan ma’bedler diyarıdır. Hıristiyan dünyayı bir tarafa bırakarak Kudüs’e çözüm aramak mümkün değildir.
 3) Yahudiler, arz-ı mev’ûd diyerek Kudüs’e sahiplenmeyi dinî bir vazife addetmektedirler.
 4) Bu üç nokta nazara alındığında, Kudüs’ün üç din için de olmazsa olmaz dinî şart olduğu görülecektir. Öyleyse, Osmanlı modeli esas alınarak, bu şehir üç dinin mukaddes başşehri yapılmalıdır.
 5) Bunun için Kudüs geçici olarak BM’e devredilmelidir. BM, Kudüs’e değişimli ve sıra ile Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi bir Genel Vali tayin etmelidir. Bu model yürümezse, tarafsız bir devlet vatandaşı bu göreve tayin edilebilir. Yahut değişimli olarak İsrail ve Filistin’li valilerce idare edilmelidir.
 6) Osmanlı Devleti’nin yaptığı gibi, İslam, Hıristiyan ve Yahudi Mahalleleri ayrılmalıdır. Zaten her dinin mukaddes ma’bedleri, tedâhül etmemektedir. Sadece Yahudilerin Ağlama Duvarı ile Müslümanların Mescid-i Aksası sağlam esaslara bağlanmalıdır.
 7) Osmanlı Devletinde olduğu gibi, her dinin mukaddes bildiği ma’bedlere, mukaddes mekânlara ve dinî inançlara tam bir hürriyet bahş edilmelidir.
 8) Kudüs, İsrail’in başkenti olmaktan çıkarılmalıdır.
 9) Kısaca Kudüs, sadece Osmanlı Hakimiyetinin yerine BM Hakimiyeti bulunan Osmanlı modeline kavuşturulmalı ve eski huzurlu günler iade edilmelidir.
 10) Aksi takdirde, dünyanın kıyametinin Kudüs yüzünden çıkacağı unutulmamalıdır
——————————————————————————-
[1] Mehmed Es’ad Efendi, Vak’a-nüvis Es’ad Efendi Tarihi, İstanbul 2000, OSAV, (Yayına Hazırlayan: Zıya Yılmazer), sh. 444 vd.; Şemseddin Sami, Kamus’ül-A’lam, c. V, sh. 3605-3607.
 [2] Konu ile ilgili tafsilatlı bilgi için bkz. Zeydan, Abdülkerim, Ahkâm-üz Zim­miyyin Ve”I-Müstemenin, Sh., 3 vd.; Molla Hüsrev, Dürer ve Gurer, 1/298 vd.
 [3] İbn-ül-Esir, El-Kâmil Fit Târih, 2/499-502; Molla Hüsrev, Dürer, 1/299.
 [4] Mehmed Es’ad Efendi, Vak’a-nüvis Es’ad Efendi Tarihi, (Yayına Hazırlayan: Zıya Yılmazer), sh. 448-449.
 [6] Avedis K. Sanjian, Die armenischen gemeinden von Jerusalem, Armenische Kunst, Stutgart 1980; Mehmed Es’ad Efendi, Vak’a-nüvis Es’ad Efendi Tarihi, (Yayına Hazırlayan: Zıya Yılmazer), sh. 448-449; Şeşen, Ramazan, Selahaddin-i Eyyubi ve Devlet, İstanbul 1987, sh. 114 vd.
 [7] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Kilise Defterleri, Kamame Defteri, No: 8.
[8]Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Kilise Defterleri, Kamame Defteri, No: 8.
[9] Ercan, Yavuz, Kudüs Ermeni Patrikhânesi, Ankara 1988, sh. 1 vd.
 [10] Serkiz Karakoç, Külliyât-ı Kavanin, Dosya No:l (TTK. Kütüphanesi), 2599 numaralı belge.
 [11] Ercan, Yavuz, Kudüs Ermeni Patrikhânesi, Ankara 1988, sh. 11 vd.
 [12] Bu kısım BOA’deki surette yoktur. Bazı eksiklikleri, Kudüs Ermeni Patrikhanesindeki nüshadan tamamladık.
 [13] Osmanlı Arşivi, Kilise Defteri, No: 8; Ermenilere verilen sureti için bkz. Osmanlı Arşivi, Kamil Kepeci Tasnifi, Evâmir-i Maliye Kalemine Tabi Piskopos Mukataası Kalemi, No: 2539, sh. 2; Serkiz Karakoç, Külliyât-ı Kavanin, Dosya No:l (TTK. Kütüphanesi), 2599 numaralı belge.
Bunu Paylaş

Yorumlara kapalıdır