Fatih Sultân Mehmed ’in Hıristiyanlığa meylettiği ve Papa ile mektuplaştığı söylenmektedir. Bu iddialar doğru mudur?

Bunu Paylaş
Böyle bir iddianın gülünç olduğu ortadadır. Ancak bazı tarihden ve bilimden habersiz kimseler, kasden bu iddiaları ellerindeki medya imkânları ile kamuoyuna yaydıkları için, mutlaka cevaplandırılması gerekir.
 Hz. Peygamber ’in övgüsüne mazhar olan, her zaman İslâm ’ın hükümlerini uygulamak için emirler veren ve en önemlisi de Uzun Hasan ’ın annesi Sara Hâtun’a söylediği gibi i’lây-ı kelimetullahı yani Lâ ilâhe illallah davasını yaymak için didinen bir devlet adamına, bu tarz bir isnadda bulunmak gerçekten üzücüdür ve tamamen delilden mahrum bir kuru iddiadır. Bu esassız iddiaların dayandığı çürük deliller ve cevapları kısaca şunlardır:
 1) Fâtih ’in annesinin Mara Despina olduğunu ileri sürerek, annesi tarafından Hıristiyanlığa meylettirilmiş olabileceğine dair iddiadır. Bunun ne kadar esassız ve yalan olduğunu, ayrı bir sorunun cevabında açıkladık.
 2) İkinci iddia, Fâtih Sultân Mehmed ’in tamamen divan şiirinin kuralları içinde kalarak yazdığı bir şiirdir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Fâtih, Avnî mahlasıyla gazeller ve kasideler yazan ve hatta bir divanı bulunan büyük bir divan şâiridir. Fâtih’in aşk şiirleri, genç ve güzel bir padişahın her emrine âmâde kolay sevgiler için değil, sevgileri gönüllerde sıcak ürperişler uyandıran manevî güzeller için söylenmiştir. Bu şiirlerde şahane bir tevâzu’, aşkı ve sevgiliyi her saltanatın üstünde tutan bir incelik vardır. Fâtih’in şiirlerinde tasavvufî aşklar da yer almaktadır.
 Divan şiirinde bazan kâfir, âşıkına yaptığı zulümlerden dolayı sevgiliye de denilir. Bu manada kullanıldığı şiirlerde, sevgilinin saçına zünnar ve zülfüne de çelipa yani haç denilir. Kâfir, İsevî veya benzeri kelimeler, sevgili için kullanıldığında, kelimenin takdir edici ve övücü anlamı ile tevriye sanatı yapılır. Divan şairleri, sevgilinin dudağını can veren havasıyla İsa’ya benzetirler ve sevgiliden gelen sabâ yeline de diriltici özelliği sebebiyle İsa adı verirler. Bütün bunlar, divan şiirinde yerleşmiş olan mazmûnlardır. Bunları kullanan ve sevgili hayaliyle İsayı öven bir divan şairine Hıristiyan suçlamasını yapmak, olsa olsa divan şiirini bilmeyen cahillere mahsustur. İşte bu kurallar çerçevesinde, Fâtih bir şiirini şöyle kaleme almıştır:
 Bağlamaz Firdevs’e gönlüni Galata ’yı gören
 Servi anmaz anda ol serv-i dil-ârâyı gören.
 Bir Firengi şivelü İsa’yı gördüm anda kim
 Lebleri dirisidür der idi İsa’yı gören
 ……………………………………………….
 Bir Firengi kâfir olduğun bilürdi Avniyâ
 Belün ü boynunda zünnar ü çelipayı gören.
 Sevgiliyi âşıkına yaptığı eziyetlerden dolayı divan şiirindeki ifadeleriyle kâfire benzeten Fâtih , şöyle demektedir:
 Galata ’yı gören gönlünü Firdevs denilen cennete bile bağlamaz.
 O selvi boylu sevgiliyi gören artık başka bir selvinin adını anmaz.
 Orada İsa gibi insana hayat veren, ama Firengî şiveli olan bir sevgili gördüm.
 Dudaklarının insana verdiği canlılık ve dirilik İsa’nınkine benzemektedir.
 Avni, senin âşıkına zulmeden bir sevgili (Kâfir) olduğunu bilirdi.
 Belindeki saçların ve boynundaki zülfünü gören bunu red edemezdi.
 3) Bu iddiayı isbat için getirilen bir çürük delil de, Fâtih Sultân Mehmed ’in tamamen İslâm Hukukunun kurallarına uyarak, hem İstanbul ’da yeni tayin ettiği Patrik’e ve hem de bütün Hıristiyan ve Yahudiler gibi azınlıklara tanıdığı hak ve hürriyetlerdir, gösterdiği anlayış ve müsamahadır. İslâm Hukukunun emirleri, böyle davranmasını gerektirmektedir. Maalesef, bazı Bizans tarihçileri ve bu arada Hammer, tayin edilen Patrik’in bu konuda propaganda yapmış olabileceğini ifade etmektedirler. Halbuki propaganda ayrıdır, kabul etmek tamamen ayrıdır. Hatta Roma ’daki Katolik Papa ’nın Fâtih’e yazdığı mektuptan da bahsedilmektedir. Bu mektup yazılmış olabilir; ancak gönderilmemiştir. Gönderilse bile, böyle bir etki söz konusu değildir. Bizans cephesi, her zaman, Cem olayında olduğu gibi, Osmanlı Hanedan üyelerini her açıdan kendilerine çekmek ve kandırmak istemişlerdir. Ancak hiç bir ferdini ve hatta kendilerinden Hânedâna gelin gelen kızlarını dahi aldatamamışlardır.
 Önemle ifade edelim ki, Trabzon Rum İmparatorluğunun da Fâtih eliyle yıkıldığını gören ve silahla karşı duramayan Avrupa ve onun ruhani reisi olan Papa II. Pierre ne yapacağını şaşırmış ve belki Hıristiyanlığa meylettiririm ümidiyle Fâtih’e bir mektup yazmıştır. Mektubunda “Hıristiyan olmakla bütün Avrupa senin olacak; Seni Yunanlıların ve Doğu’nun İmparatoru yapacağız” şeklinde teklif ve tahriklerde de bulunmuştur. Batılı kaynaklar bile (Başta Clot olmak üzere), o tarihlerde Türklere yazılan mektupların bir moda haline geldiğini; Papa’nın mektubunun da edebî bir çalışma veya Hıristiyanlığı tehdit eden bir felâketi uzaklaştırma dışında bir gaye taşımadığını açıkça ifade etmektedirler. Hatta Osmanlıların ağzından ve tabii ki, Fâtih’in ağzından cevaplar bile yazılmış olabileceğini ilâve etmektedirler. Papa’nın mektubunun Fâtih’e ulaştığının ve hatta gönderildiğinin dahi şüpheli olduğunu, ancak ajanları vasıtasıyla Fâtih’in bu tür mektuplardan haberdar olmuş olabileceğini delilleriyle anlatmaktadırlar. Mesela Jaspart ’ın “Büyük Türk tarafından Aziz Peder Papa’ya gönderilen mektuplar” adlı kitabının bu çeşit hayali eserlere örnek olarak verilebileceğini kaydetmektedirler. Böylesine büyük bir devlet adamına, Papa’nın böyle bir teklifde bulunması normaldir; ancak Fâtih’e bu mektubun gelip gelmediği belli olmadığı gibi, Fâtih’in İslâmiyetle alakalı yaptıkları ve kendisinin büyük bir İslâm âlimi olduğu ise gün gibi ortadadır. Böyle bir hadiseye dayanarak, Fâtih’e Hıristiyanlık ithamını yapmak, tarihi bilmemek olur.
 Fâtih hak ve hürriyetler verdiği fermanda dahi, bu iddiaları ileri sürenleri tokatlarcasına, aynen şöyle demektedir:
“Ben Ulu Padişâh ve ulu şehinşâh Sultân Muhammed Hân bin Sultân Murâd”ım. Yemin ederim ki, yeri göğü yaradan Perverdiğar hakkı içün ve Hazret-i Resûlün -Aleyh”is Salâtü Ve”s-Selâm- pâk, münevver, mutahhar ruhu içün ve yedi Mushaf hakkı içün ve yüz yirmi dörtbin peygamberler hakkı içün, dedem ruhîçün ve babam ruhîçün, benim başım içün ve oğlanların başîçün, kılıç hakkîçün, şimdiki hâlde Galata ”nın halkı ve merdüm-zâdeleri atebe-i ulyâma dostluk içün Papaları Pravizin ve Markizoh Frenku ve tercümanları Nikoroz Baluğu ile Kalâ-i mezûrenin miftâhın gönderüb bana kul olmağa itâat ve inkıyâd göstermişler. Ben dahi; Kabul eyledim ki, kendülerin âyinleri ve erkânları ne vechile câri ola-gelirse, yine ol üslûb üzere âdetlerin ve erkânların yerine getüreler. Ben dahi üzerlerine varub kal”alarını yıkub harâb etmeyem”.
4) Bazı ilimden mahrum insanların, Çandarlı Halil Paşa’yı, aşırı Hıristiyanlık düşmanı olduğundan idam ettirdiğine dair iddialar ise, tamamen gülünçtür; zira tam tersi sebeplerle Halil Paşa ’nın Hıristiyan âlemini küstürmemeye gayret gösterdiği için idam ettirdiği bazı kaynaklarda açıklanmaktadır.
 5) Fâtih Sultân Mehmed , kendisi büyük bir İslâm âlimi olması ve hem de Ortodoks mezhebi ile Katolik Mezhebi arasındaki dengeyi siyâset açısından istemesi sebebiyle, İstanbul ’un fethinden sonra, Hıristiyanlık konusunda uzman olan âlimlerden istifade etmesini bilmiştir. Bunun için yeni tayin ettiği ve Ortodoksları temsil eden Patrik Gennadios’dan yazılı bilgi istemiş; Patrik de “Hıristiyanlığa Dair” isimli bir Risâle ile dini hakkında bilgiler ihtiva eden bir eser kaleme almış ve bu eser Karaferye Kadısı Molla Ahmed tarafından Türkçe ’ye tercüme edilmiştir. Latin Kilisesinin aleyhinde olan Patrikden, Patrik Maksimos ile Patrik Manuel’in Hıristiyanlık ile ilgili ilmî tartışma yapmalarını da istediği, bazı batılı kaynaklarda kaydedilmektedir. Ayrıca Hıristiyanlığın ikinci merkezi sayılan İstanbul’u fetheden bir devlet adamının Hıristiyanlığa dair nadide şeyleri toplaması ve hatta bu konuda bir koleksiyon oluşturması çok normal bir şeydir. Hele bu devlet adamı Fâtih gibi âlim ve Hz. İsa ile Hz. Meryem’e inanan bir Müslüman ise, böyle şeyleri farklı noktalara çekmek, Fâtih’i ve İslamiyeti bilmemek demek olur
 Fâtih ’in niyetini kendi dilinden öğrenmek daha doğru olsa gerektir:
İmtisâl-i ‘Câhidû fillah’ olubdur niyyetüm
 Din-i İslâmın mücerred gayretidür gayretüm
 Fazl-ı Hakk u himmet-i cünd-i Ricâlullah ile
 Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemekdür niyyetüm
 Enbiyâ vü evliyâya istinâdım var benüm
 Lütf-i Hak’dandur hemân ümmid-i feth ü nusretüm
 Nefs ü mal ile n’ola kılsam cihânda ictihâd
 Hamdü li’llah var gazâya sad-hezârân rağbetüm
 Ey Muhammed mu’cizât-ı Ahmed-i Muhtâr ile
 Umarım gâlib ola a’dây-ı dine devletüm[1].
[1] Clot, André, Fâtih Sultân Mehmed , İstanbul 1994, sh. 126-130, 154-156; Banarlı, Nihad Sami, Resimli Türk Edebiyâtı Tarihi, İstanbul 1971, I, 442-447; Pala, İskender, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, İstanbul 1998, Kâfir, Zünnar, Çelipa ve İsa maddeleri; Saffet Sıdkı, Fâtih Divanı, İstanbul 1944; Ünsel, Kemal Edip, Fâtih’in Şiirleri, Ankara 1946, sh. 81; Altan, Çetin, Fâtih’in Hıristiyanlığı Öven Gazeli, Hürriyet Gazetesi, 8 Mart 1996, sh. 4; Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c. II, sh. 178-179; Uzunçarşılı , Osmanlı Tarihi, c. II, sh. 151-152. ‘
Bunu Paylaş

Comments are closed.