Darende Vakıfları Üzerine Bir Değerlendirme

Bunu Paylaş
                                       Yaşar BAŞ
Türk-İslam dünyasında son derece ehemmiyetli olan vakıflar, yapılış gayesi ve gördükleri hizmetler açısından çeşitlilik arzeder. Devletin bugün yapmakta olduğu bir çok hizmetler, geçmişte vakıflar tarafından karşılanıyordu.
 Vakıflar, Osmanlı Devleti’nde zirveye çıkmıştır. Şehirlerin veya mahallelerin kuruluşu, gelişimi, siyasi ve askeri maksatlarla stratejik önemi olan yollar boyunca vakıf eserler yaptırılması, seyahat ve ticaretin kolaylaştırılması, fethedilen ülkelerde Türk-İslam kültürünün yerleştirilmesi, ordunun teçhiz edilmesi, donanmaya yardım, sosyal ve iktisadi eserlerin yapımı, öğrenci yurtları tesisi, din ve dil birliğinin temini ve Orta Asya’da ki Türklerle münasebet sağlanması gibi hususlarda vakıflar etkin rol oynamışlardır . Bu gayelere hizmet etmek üzere yüzyıllar önce yaptırılmış olan kervansaray, cami, mektep, medrese, tekke, imaret, hastane ve benzeri eserler günümüze kadar ulaşmıştır .
 Darende vakıfları, tarih boyunca hayatın daha yaşanabilir hale getirilmesi yönünde takdire şayan çalışmalar yapmışlardır. Osmanlılar öncesinden itibaren Darende şehir merkezinde ve çevresinde medrese, cami, zaviye, hamam, han, suyolu, çeşme, boyahane, değirmen ve benzeri müesseseler yaptırılmış ve bu eserlerin harcamalarını finanse etmek üzere çok sayıda arazi, bahçe, hane, dükkan vb. yerler vakfedilmiştir.
 Darende’nin Osmanlılar tarafından ele geçirilişinden sonra, 925/1519’da tespit edilen ilk vakıf kayıtlarına göre, Darende ve çevresinde bulunan on sekiz vakfın, yedisi hayri, on biri ise aile vakfıydı. Aile vakıflarına sonraki dönemlerde pek rastlanmamaktadır. Bu tarihte yapılan tespitlere bakılırsa söz konusu vakıflar Memluklar dönemine ait olduğu görülmektedir. Çünkü Osmanlılar tarafından yapılan ilk tahrir, şehrin alınmasından hemen sonra yapılmıştır. Bu tarihte kaydedilen hayri vakıflardan Darende Ulu Camii, Balaban Bey Zaviyesi ve Şeyh Coşak Zaviyesi şehrin merkezindeydi. Diğer hayri vakıflar ve aile vakıflarını oluşturan arazi, arsa ev, bağ, bahçe ve değirmen gibi vakıf gelirleri ise çoğunlukla köylerde bulunmaktaydı. Vakıflara olan ihtiyaç artmış olacak ki bu yıllarda yeni vakıflar kurulmuştur .
 1530 tarihli bir tahrir defterinde “nefs-i Darende, iki hamamı ve bir camii var” ve “yekün mesacid ve evkaf 7” kayıtları bulunmaktadır. Bu kayıtlar, defterdeki diğer bilgiler ile karşılaştırılır ise, vakıf eserler ve mescitlerin, 1 cami, 1 mescit, 1 medrese, 3 zaviye ve 1 hamamdan ibaret olduğu tespit edilmektedir .
 Aralık 1530 tarihli tahrir defterinde Malatya, Gerger ve Divriği livalarının evkaf kanunnâmesi bulunmaktadır. Darende’nin Divriği livasına bağlı bir kaza merkezi olması dolayısıyla evkaf tahrirleri ve vakıfların işleyişi bu kanunnamenin hükümlerine göre yürütülmüştür. Kanunnamenin baş tarafında “Sûret-i Kanunnâme-i Cedîd-i Evkâf ve Emlâk-i Livâ-i Malatya ve Gerger ve Divriîği’dir ki, ber muceb-i Emr-i Şerîf nihade bud” kaydı bulunmaktadır. Maddelerinde ise şu hükümlere yer verilmiştir:
“Zikrolan sancaklarda vâki’ kura ve mezâri ve çiftlik ve arâzi ve besâtin ve eşcâr ve sair öşriyât her ne ise kadîmü’l-eyyâmdan ila yevmina-haza iki baş öşür alınu gelüb, bir başına cânib-i mâlikâne ve bir başına cânib-i divânidirler.
 Bir karye ki bir başı vakıf veya mülk ola, ol karyede hasıl olan eğer hubûbât ve eğer mukâtaat-ı kürûm ve eşcâr ve sair öşriyâtdır. Her ne alınursa sahib-i timâr olan vakıf ve mülk sahipleriyle beraber üleşeler.
Ve şol nesne ki, resm-i çift ve resm-i bennâk ve caba ve resm-i arûs3ane ve resm-i ağnâm ve bâd-i hevâ ve sair rüsûm-ı örfiye her ne ise ol makule erbâb-ı timarındır. Vakf ve mülk sahipleri dahl eylemeyeler. Ve rüsum-ı örfiyesi olmayanlar ki, mezari’ ve arazi ve çiftliktir. Anlarda vâki olan öşriyât her ne ise sahib-i vakıf ve sahib-i mülk timar sahibiyle beraber üleşeler.
 Ve resm-i kovan ve resm-i âsiyâbdan dahi her ne alınursa erbâb-ı timar, mülk ve vakıf sahipleriyle beraber alalar. Ve kovan balı her ne yerde eylerse ol yerin sipahisinin ve vakıf ve mülk sahibinindir. Sancak beyi ve sipahi ve vakıf ve mülk sahipleri bizim ra’iyetimiz kovanıdır deyü resim taleb eylemeyeler. Ve yıl yürüyen degirmenden altmışar akçe ve altı ay yürüyenden otuzar akçe ve üç ay yürüyenden on beşer akçe alına artuk alınmaya.” .
Kayıtlardan anlaşılacağı gibi, vakıf ve arazi sahipleri, hisseleri oranında toprağın vergi gelirini paylaşmakta idi. Burada kastedilen hisselerde temel faktör divani ve malikane hissesi idi. Divani hisse devlete aitti ve hizmetleri karşılığı sipahiye verilmekte idi. Malikane ise mülk sahibinin hakkı olan vergi geliri demektir. Bu hisseler belli oranlarda ya da bütünüyle vakıf yapılabilirdi. Bir arazi parçasının iki baştan vakıf olması ise, hem divani hissesinin hem de malikane hissesinin vakfedilmiş olması anlamına gelmekte idi .
 On altıncı yüzyılda Darende kasabası, vakıf ve eski eserler ile bunların gelirleri bakımından vasat bir görünüm arz etmektedir. Aynı devre ait kayıtlara göre, Darende kazası vergi gelirlerinin % 5 ya da % 6 civarındaki kısmı vakıflara tahsis edilmişti. Bu oran ise bir çok bölgenin vakıf gelirlerine oranı ile benzerlik arzetmektedir . Mesela söz konusu dönemde Zülkadriye (Maraş) eyaletinin vakıf gelirlerinin vilayetin genel gelirlerine oranı % 5 seviyesinde idi .
 On yedinci yüzyıl, Darende vakıfları için bir durgunluk dönemidir. Bu devirde Darende vakıfları hakkında yeterli bilgiye rastlanmamaktadır. Ancak Şeyhzade Ahmed Paşa’nın şehirde yaptırdığı 18 çeşme ve kaldırımlar, ayrıca bunlar için kurduğu vakıflar, devrin Darende vakıfları için yüz akı olmuştur.
 Darendeli askeri şahsiyetler, devlet adamları ve ulemanın çoğunluk teşkil ettiği on sekizinci yüzyıl ise, Darende’nin önemli derecede imar edildiği ve vakıflar açısından altın çağı yaşadığı dönemdir. Abdurrahman Paşa, Cebeci-zade Mehmed Paşa, Hüseyin Paşa, İbrahim Paşa, Yusuf Paşa ve benzeri şahsiyetler adına yapılan vakıflar bu döneme ve sonrasına tekabül etmektedir. Bu vakıflar arasında Cebecizade Mehmed Paşa’nın kasaba halkının avarız adı verilen vergilerini ödemek için vakıflar yapacak kadar insanı duygulandıran bir çok örneklerin bulunduğu dikkati çekmektedir. Aynı şekilde Ahmed Paşa ve Hüseyin Paşa’nın şehir suyunu ve Aşudu suyunu ıslah ederek şehirde çeşmeler ve hamamlar yaptırmaları, Cebecizade Mehmed Paşa’nın bir külliye yaptırması, buraya kitaplar vakfetmesi ve ayrıca Abdurrahman Paşa, Hüseyin Paşa, Yusuf Paşa, İbrahim Paşa ve daha bir çok kişinin han, hamam, çeşme, medrese, mektep, cami, su yolu gibi vakıf eserler yaptırmaları, bu eserlere gelir getirecek vakıflar tahsis etmeleri, kitap vakıfları yapılması Darende vakıflarının dikkate değer ve takdire şayan çalışmalar yapmış olduklarının açık delilidir.
 On dokuzuncu yüzyılda şehrin yeni yerleşim birimlerinde bazı vakıflar yapılır iken, eski yerleşim mevkiinde bulunan vakıflar zamanla olumsuz etkilere maruz kalmış, yüzyılın ikinci yarısından itibaren vakıflar kendi kaderine terk edilmeye başlamıştır.
 Darende’nin eski yerleşim mahallinde bulunan vakıfların kendi kaderine bırakılmasının nedeni, eski şehir bölgesinde ikamet eden halkın büyük çoğunluğunun başka şehirlere ya da yazlıkların bulunduğu mahallere göç etmesidir. Bu göçün arkasında yatan sebep ise sulama imkanlarının yetersizliği sebebiyle ovalarının verimsizliği, doğal afetler, yangınlar, eşkıya saldırıları ve harpler idi. Darende’nin ileri gelen ilim adamlarından 1241/1 Ocak 1826, Darende doğumlu Sofu-zade Müderris Hacı Mahmud Efendi, o devirde eski Darende’nin içine düşmüş olduğu olumsuzlukları ve vakıfların durumunu şöyle açıklamaktadır:
“Bu sıralar Darende’deki kışlık evler dağılmış; halk eski şehrin bulunduğu bölgeyi terketmiş, yazlıkların bulunduğu bölgede şehrin yeniden teşekkülü üzerine, halk yeni kurulmuş olan mahallelerde bulunan bahçeli yazlık evlerde oturmaya başlamıştı… Darende’nin eski mahal1elerindeki evler, camiler ve diğer eserlerin bir çoğu yıkılmıştı. Camilerden sadece Şeyh Hamid-i Veli (K.S.) Hazretleri Cami-i Şerifi yıkılmamıştı.” .
Vakıf eserler açısından eski ve yeni yerleşim birimleri bir bütün olarak düşünülür ise, 19. yüzyılda şehir halkının istifade ettiği vakıfların geriye gidişi bir süre telafi edilmeye çalışılmış, hatta yeni vakıflar kurulmuştur. Ancak yine de eski yerleşim birimlerindeki vakıfların geriye gidişi önlenememiştir. Nitekim 1857 tarihli bir vakıf muhasebesi kaydına göre, Darende ve çevresinde bulunan 41 kalem vakıf kaydının sekiz buçuk aylık dönemde toplam 2491, 30 guruşluk geliri olduğu görülmektedir. Bu meblağ günümüz ifadesiyle 1171 dolara tekabül etmektedir . Bu rakam ise görüldüğü gibi çok düşük bir meblağı ifade etmektedir ve vakıf gelirlerinin büyük oranda azaldığını göstermektedir. Aynı kayıtta Sarı Abdurrahman Paşa, Balaban Bey ve Yusuf Paşa vakıflarına ait gelir kaynakları dışında önemli vakıfların adının geçmemesi, 416 guruşluk geliri ile en çok geliri olan vakfın Yusuf Paşa Vakfı’nın olması, Darende’nin yeni yerleşim birimlerinde kurulmuş olan vakıfların da henüz önemli bir yekun teşkil etmediklerini de göstermektedir . Sonuç olarak bugünkü eski şehir yıkıntılarında harap halde bulunan ve hiç kullanılmayan kale, hamam, bedesten, ve bazı camilerin kalıntıları olan minareler, sadece eski eserlerin şahitleri olarak kalmışlardır.
 Yirminci yüzyılın başlarına gelinceye kadar son 50 yılda eski yerleşim birimlerinde sahipsiz ve korumasız kalan eserler kısmen yok olmuştur. Ancak kayıtlara göre 1287/1870’de, Darende kazasında 26 cami, 10 mescid, 6 medrese, 4 öğrencisi bulunan 1 Ermeni mektebi ve 633 öğrencisi bulunan 28 İslâm mektebi bulunmaktaydı. Ancak bu müesseselerin çoğunluğu yeni yerleşim birimlerinde ya da köylerde kurulmuştu . 1298/1881’de ise kazanın üç hanı 311 dükkanı bulunmaktaydı . Tabii olarak bu eserlerin bir kısmı vakıf eserlerden oluşmaktaydı. Bu durum ise vakıf gelirlerinin azalmasına karşılık şehrin yeni yerleşim birimlerinde kurulan eserlerin belli bir yekun oluşturduğunu göstermektedir. Yeni Darende ise, kısmen eski mahallelerin bulunduğu alanda, kısmen eski bahçe evlerinin bulunduğu kısımda yeni bir kasaba halinde inşa edilmeye başlamıştı . Burada ticari alanda yeniden bir yapılanma gerçekleşmiş olduğu gibi, dini, sosyal, eğitim ve benzeri müesseseler de zamanla bu yeniden yapılanmada yerlerini almaya başlamışlardı.
Kevakibizade Mehmed Hanifi Efendi vakıfların durumu hakkında “biraz harabe içinde Hacı Hüseyin Paşa’nın Camii, Çarşısı ve Bedestanı (Yusuf Paşa Bedesteni)’na ait kalıntıların, ilan-ı meşrutiyet (1908)’e kadar mevcut olduğunu” söyler ve şehrin eski ve yeni yerleşim bölgesi ile eski şehirdeki vakıf eserlerin durumu hakkında şu değerlendirmeyi yapar:
“Kasaba-yı atikanın ahvali: beş bin hane, altı büyük cami, yedi minare, on üç mescit, sekiz(dokuz) medrese, beş cesim kabristanı havi on altı mahalleden ve altı hamamdan ibaret idi. Camilerin esamisi; Şeyh Hamid-i Veli, Hacı Müşrif, Yeni, Ulu, Çarşı, Mehmed Paşa camileridir. Esami-i Mesacid; Baytar, Harmir, Yusuf Bey, Dânâ Camii, Kale, Taceddin, Meydan, Tahtalı, Hayriye, Kıhtır, Kalazlar, Kale Camii, Köprü gözü mescitleri idi. Esami-i medaris; Şeyh Hamid-i Veli, Mehmed Paşa, Abidin Paşa, Hatuniye, Cami-i Kebir, Hacı Hüseyin Paşa, Kale, Yeni Cami, Yusuf Paşa Camii ve medresesidir. Bunlar harab olmuşdur. Yalnız mevcud olanları Şeyh Hamid-i Veli Camii ve Medresesi, Mehmet Paşa Camii ve Medresesidir .
 Yine Kevakibi-zade Mehmed Hanifi Efendi’nin Mart 1910’daki yazmış olduğu bir rapordaki tespitlerine göre, Darende’nin ve vakıflarının o devirdeki hali pek de iç açıcı değildi. Bu raporda Darende’nin ve vakıflarının o yıllardaki hali şöyle anlatılmaktadır.
“1293 muharebe-i zailesi ( 1876 yılı Osmanlı- Osmanlı Rus savaşı)’nde Darendeliler dokuz yüz şehid verib kalanlar da dul, yetim ve kimsesiz kaldıkları için dört bin haneden ibaret olan kasaba bütünüyle harab edilmiş olduğundan halk bahçe evlerinde oturmayı tercih etmeye başlamıştı. Bahçe evlerinin ise son derece kötü bir durumda olması nedeniyle burada da ikamet etmeyenlerden her yıl beş altı bin nüfus gurbete gittiklerinden kasaba ve köyler tenhalaşmıştı.
Şehrin başlıca evkafı Şeyh Hamid-i Veli, Taceddin Veli, Medi Şeyh, Abdurrahman-ı Erzincani, Balaban Bey, Abidin Paşa, Abdurrahman Paşa, İbrahim Paşa, Yusuf Paşa, Eski Sadrazam Mehmed Paşa ve Eski Sadrazam İzzet Mehmed Paşa vakıflarıydı. Bunların dışında dört beş yüz kalem sair evkaf var idiyse de batakhane şeklini almış bazısının vakıfnameleri kaybolmuştu… Köylerde toplam on beş yirmi oda kadar olmak üzere ve şehirde hiç bir geliri olmayan dokuz medrese, muallimleri eski usül ile ders veren kırk elli kadar mahalle mektebi olmakla birlikte köylerden bir çoğunda mekteb ve cami bulunmamaktaydı ya da çok azdı” .
Bazı tespitlere göre, kaydedilen devirde yukarıdaki medreselerin dışında şehirde ve köylerde bazı küçük medreseler bulunuyordu. Yine Hanifi Hoca’nın tarihi dışında almış olduğu muhtemel olan bazı notlardaki kayıtlara göre bu medreseler, Gerimter’de Abdurrahman-ı Erzincani Camii’ne bitişik olarak bulunan Abdurrahman-ı Erzincani Medresesi, Mezgidan’da meşhur Müderris Hamza Efendi Medresesi, Darende’de Müftü Hüseyin Efendi Medresesi, Müftü Hacı Enveri Efendi Medresesi, Aşudı’da Müftü Ömer Şem’i Efendi Medresesi, Beybağı’nda ulemadan Telli oğlu Bekir Efendi Medresesi, Kaldırım Mahallesi’nde Divan-ı Âlî Hocalarından İzzet Hasan Efendi Medresesi idi. Cumhuriyet devrinde bu medreselerin hemen bütünü enkaz haline gelmiş ve bir çoğunun arazileri yetkililer tarafından satılmıştır .
 Geniş bir yekun tutan Darende vakıflarının bütününü şüphesiz bir kaç sayfada değerlendirmek mümkün değildir. Ancak burada kısa bir değerlendirmeye yer verebildik. Bu konuda yapmakta olduğumuz çalışmalarımızın inşallah tamamlanması ile daha geniş bilgiyi orada bulmak mümkün olacaktır. Çalışmalarımız esnasında çoğunluğu Darende merkezinde olmak üzere 40 adet civarında cami, 20 civarında medrese, 10 civarında zaviye, 5 hamam, 5 çeşme, 4 köprü, hanlar, bedestenler, boyahaneler, değirmenler ve bunların gelirleri ya da bunlara tahsis edilmiş gelir kaynakları incelenmiştir. Sonuç olarak Darende’nin vakıflar açısından bir çok şehirden daha şanslı ve Osmanlı devrinin önemli vakıf kentlerinden biri olduğunu burada kaydetmemiz gerekir.
Bunu Paylaş

Yorumlar kapatıldı.